1. Ana Sayfa
  2. DİZİ-FİLM
  3. Bergen film analizi-Biz hangi Bergen’i izledik?

Bergen film analizi-Biz hangi Bergen’i izledik?

bergen film analizi

Bergen film analizini yapmadan önce her şeyden bağımsız (Bergen dahil) güzel bir film olduğunu düşünüyorum. Yani film boyunca sizi her şeyiyle içine çeken bir film. Uzun olduğuna dair eleştiriler aldığını gördüm fakat bana gayet yerinde geldi. Zira ben izlerken oldukça keyif aldığımı itiraf etmeliyim. Hatta o kadar keyif aldım ki filmin etkisi üzerimden geçtiğinde ancak eksikleri fark edebildim. Hele ki filmi Türkiye gerçekliğinde yaşayan bir kadın olarak izlediğiniz de gerçekten doluyor ve anlamlı buluyorsunuz. Oyuncuların her birinin başarılı olduğunu ve performansların aşırılıktan uzak olduğunu naçizane söylesem yanlış olmayacağını düşünüyorum. Açıkçası Bergen film olarak, sahneleri, kostümleri ve makyajlarıyla beni döneminin içine çekti.

bergen-farah zeynep abdullah

TİCARİ KAYGILARIN ARASINDA KAYBOLMUŞ

Fakat ne yazık ki Bergen filmi biyografi olduğu için o şekilde değerlendirmek gerekiyor. İyi niyetle çıkılan ve toplumsal mesajı olan filmimiz ne yazık ki dönemin ticari kaygılarının arasında heba olmuş durumda. Öncelikle çizdikleri kadın profili beni son derece rahatsız etti. Çünkü Bergen yani Belgin’i araştırdığınız zaman öyle düzgün bir Türkçeye sahip tam anlamıyla modern bir kadın çıkmıyor karşınıza ki bence çıkmakta zorunda değil. İşte tam da bu nokta canımı sıktı. Yine kadın, oluşturulan sinema evreninde olduğu gibi değil de belirli kalıpların içerisinde şekillendiriliyor. Yani ne demek istiyoruz? Neden kadınları belirli kalıpların içerisine hapsetmek zorundayız. Olduğumuz kişi yeterli değil mi? Çoğunluk bizi sevsin ya da onaylasın diye niçin biz olduğumuz insandan ayrılmalıyız. Belgin’e yani Bergen’e yapılan tam olarak bu. Ticari kaygıların arasında modern, çello çalan, feminist bir kadın. Peki gerçekten böyle biri miydi Bergen? Bu kısım her ne kadar belgesel olmadığını kendime hatırlatsam da beni rahatsız etti.

Önerilen Yazı
Aşk Taktikleri: Klişelerle dolu bir romantik komedi

FİLMDE ZORLA EMPATİ YAPTIRILIYOR

Belgin karşımıza modern bir kadın olarak çıkıp arabesk dünyasının acıların kadını olarak veda ediyor. Sanki başından beri böyleymiş ancak yaşadığı acılar onu bu arabeskin içine sürüklemiş gibi hissediyorsunuz. Diyorum ya biyografi olarak değil de sadece senaryo olarak bakıldığında hoşunuza gidiyor. Ancak kimilerine göre gerçeğin tıpatıp aynısı olan bu filmde değiştirilen detayları fark ettikçe açık konuşmak gerekirse tadınız kaçıyor. Beni film içerisinde bir diğer rahatsız eden unsur da Belgin ve babasının arasındaki ilişkiyi bu kadar detaylı ve sömürücü bir şekilde anlatmaları. Belgin yetişkin bir kadındı. Kendi kararları doğrultusunda aşık oldu ve tekrar tekrar uzak durması gereken o tehlikeli adama kendi ayaklarıyla gitti.

Bergen filminde gördüğüm tuzaklardan biri buydu. Şöyle bakılabilir, Belgin’in iç dünyasındaki boşluklara ve sevgi arayışı o kadar gözümüze gözümüze sokuldu ki zorla empati yaptırıldı. Ben böyle bir şeye ihtiyacın olduğunu düşünmüyorum. Çünkü hayatımızda kimi seversek sevelim ya da ne kararlar alırsak alalım yüzümüze kezzap atılmasını ya da öldürülmeyi hak etmeyiz. Bu kadın ya da erkek fark etmez. İnsan olarak kimse hak etmez.

bergen ve katili

KİMSE ÖLDÜRÜLMEYİ HAK ETMEZ

Filmin zorla yaptırdığı empatinin daha sonrasında ne kadar tehlikeli olabileceğini etrafımı gözlemleyerek fark etme fırsatı buldum. Şöyle ki, seyirci Bergen’in hayatını filmle birlikte deneyimleme ve sindirme fırsatı buluyor. Öyle ki onunla birlikte ağlıyor, kimsesiz kalıyor, annesine sarılıyor ve kinleniyor. Sonrasında filmin etkisiyle kimmiş bu Bergen ve onun katili deyip araştırmaya koyuluyor. Bu sefer filmde masumane gösterilen Belgin’in hayatındaki yanlış kararları ve hataları insanlara şunu söyletiyor: Ama o da pek iyi biri değilmiş ya da normal değilmiş. Bu tehlikeli bir söylem… Aslında seyirciyi daha az empatiye zorlasaydı bence böyle bir sorun olmayacaktı. Çünkü insanız hata yapabiliriz ve herkese sempatik görünmek gibi bir zorunluluğumuz yok. Birinden hoşlanalım ya da hoşlanmayalım hayatı hakkında verdiği kararlara saygı duymalı ve şunu anlamalıyız kimse bunları hak etmez. Hiçbir katilin suçu sempatikleştirilemez. Kimse ahlaki olarak değerleri bize uymuyor diye öldürülmeyi hak etmez. Kadın ya da erkek fark etmez her insan değerledir.

Yorum Yap

Yorum Yap