1. Ana Sayfa
  2. KİTAP
  3. Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi-Fotoğrafların arkasındaki yalnızlık

Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi-Fotoğrafların arkasındaki yalnızlık

ziya osman saba

Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi Ziya Osman Saba’nın yalnızlığınızın üzerine uzun uzun düşündürecek çarpıcı bir öyküsü. Okuduğunuz eserin içerisinde yazarın yalnızlığını hissedeceksiniz. Öykü, gerçeklikleriniz içerisinde bağdaştırıp düşünebileceğiniz çok fazla noktayı barındırıyor. Mesela öykünün içerisinde bahsi geçen ve içerisinde mesut insanları barındıran fotoğrafçı bizlere Instagram’ı çağrıştırıyor.

“Burada her şey, herkes birbirine gülümsüyor. Hiçbir ihtiyar, hiçbir çirkin, hiçbir düşünceli insan resmi yok. Sanki bu fotoğrafhaneye sevinçsiz hiçbir insan ayak atmamış.”

BAŞKALARININ SÖZDE MUTLULUĞUNU KENDİ HAYATLARIMIZDA ARIYORUZ

Hiçbir sevinçsiz insanın ayak basmadığı fotoğrafhane… Peki, böyle bir şey mümkün mü? Mutsuz insan yok mudur? Yahut canı sıkılan, kafasında hayatın bin bir tilkisiyle boğuşmayan. Elbette hayatı sadece mutluluktan ibaret insanlar mümkün değil. Bunu içten içe bilsek de duyularımız bizlere oyun oynar. Instagram içerisinde gezerken birbirinden mutlu ve her bir günü ayrı güzel insanlara rastlarız. Gözümüzle gördüğümüz, seslerini duyduğumuz o anlara inanmamak çok zor. İstemsiz öykünün içerisinde kahramanımızın da yaptığı gibi o insanların hayatında gözlemlediğimiz sözde mutluluğu kendi hayatımızın içerisinde aramaya başlarız.

Mesut insanlar fotoğrafhanesi

VİTRİNLERİN ARASINDA YALNIZLIĞI KEŞFEDİYORUZ

Öyküde karakterimiz belli belirsiz vapur sesinin etkisiyle bizlerle etkileşime geçip renk kazanmaya başlıyor. Onun zihninin hareketlenmesiyle birlikte bizde karakterimizin dünyasına girmiş oluyoruz. İlk önce belli belirsiz İstanbul’un hızlı ahengi içerisinde etrafı keşfetmeye başlıyoruz. Sokaklarında dolaşıp vitrinlerini geziyoruz. Vitrinlerin arasında yalnızlığı keşfediyoruz. Bütün o göz kamaştırıcı ürünleri biriyle paylaşamadıktan adeta size vadettikleri saadet yok olup gidiyor. Saba, öykünün içerisinden adeta bizlere tüketim çılgınlığının içerisinde kaybolmuşluğumuza seslenerek kulağımıza şunları fısıldıyor: Tüm bu saadet kokan ürünleri (kıyafet, mobilya, ayakkabı vs.) alsak da anlamlı biriyle paylaşıp tadına varamadıktan sonra hiçbir önemi yok.

“Ah şu kadın eşyaları, çamaşırları, elbiseleri satan mağazalar… Düşünüyorum ki, bütün o çamaşırlardan, elbiselerden, tayyörlerden, mantolardan istediğim kadar alacak param olsa da, onları kullanabilecek, onları giyebilecek, “bütün bunlar senin için” diyebileceğim kimsem yok.”

KENDİ ZAMANININ SINIRLARINI AŞAN BİR ÖYKÜ

Karakterimiz o kadar bizden ki aynı bizim gibi yalnızlığını olmayan hayallerinin ve umutlarının arkasına gizleyerek yok sayıyor. Ta ki fotoğrafçı kendisinden tüm bu hülyalarının arasında inançlı ve samimi bir tebessüm talep edene kadar… Ziya Osman Saba’nın öyküsü adeta kendi zamanın sınırlarını aşarak insanoğlunun bilimsel ya da zamansal olarak ne kadar ilerlerse ilerlesin her seferinde aynı ilkel arayışın peşinde koşuşturduğunu gösteriyor. Saadet arayışı… Öyküyü PDF halinde internetten ya da Youtube gibi ücretsiz platformlardan sesli olarak bulabilmeniz mümkün. 5 dakikanızı dahi almayacak bu kısa öykü sizlere sayfalarca okuduğunuz romanlardan daha fazla doyuracak.

Önerilen Yazı
Ben Kirke-Tanrıların arasında kendini keşfetme hikayesi

Ziya Osman Saba’nın Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi’nden kısa alıntılar:

“Bu caddeye ne kadar da çok fotoğrafçı toplanmış, şimdiye kadar kaç tanesinin önünde resimleri seyre daldım. Bütün bu mesut insanlar buralara da saadetlerini tespit ettirmek için koşuşmuş olacaklar.”

“Sanki bütün bu mağazalar, bütün şu insanlara, saadet satıyorlar.”

“Ben de pekala şu mesut insanların fotoğraflarını çıkardıkları fotoğrafhanelerden birine girebilir, ‘Ben de mesudum, benim de resmimi çekebilirsiniz’ diyebilirim. Fotoğrafçı da itiraz edemez, ‘Sizin kimseniz yok, fotoğrafı ne yapacaksınız’ diyemez. Sorarsa, ‘Elbette günün birinde benim de bir sevgilim olabilir, sizin çekeceğiniz bu en güzel fotoğraf onun çantasının gizli bir köşesinde, güzel kokular içinde yatabilir’ derim.”

“Niçin kendi kendimi aldatmaya çalışıyorum? Benim asıl mesut zamanlarıma ne oldu? Niçin asıl o zamanlar resim üzerine resim çıkartmadım? Niçin her hafta fotoğrafçıya uğramadık? Neden bugün buraya tek başıma geldim?”

Yorum Yap

Yorum Yap