1. Ana Sayfa
  2. KİTAP
  3. Şeker Portakalı: Bir çocuğun acıya ilk bakışı

Şeker Portakalı: Bir çocuğun acıya ilk bakışı

şeker-portakalı-zeze

Şeker Portakalı kitabının minik kahramanı Zeze ile birlikte kendinizi kucaklamaya hazır olun. Muhakkak herkesin niçin okuyorsun sorusuna farklı farklı cevapları vardır. Sonuçta her birimizin hayatında boşluğunu hissettiğimiz yahut peşinden ömür tükettiğimiz amaçlar birbirinden farklı. Şöyle ki basit canlılarız aslında her birimiz benzer duygularla farklı zamanlarda başa çıkıyoruz. Kitap okudukça bunu fark ediyorum aslında. Önyargılarımdan sıyrılıp başkalarının dünyalarına dahil oluyorum. Dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Jose Mauro de Vasconcelos bizlere Şeker Portakalı’nda bu bahsettiklerimden daha muazzam bir kapı aralıyor. Yazar bizleri bir çocuğun dünyasına aktarıyor.

şeker portakalı kitabı

BİR ÇOCUĞUN HAYAL DÜNYASIYLA KENDİNİ KORUMASI

Zeze, 5-6 yaşlarında yoksul bir ailenin çocuğu olarak karşımıza çıkıyor. Yaşına bakmayın oldukça zeki bir çocuk. Öyle ki yoksul ve kalabalık bir ailenin içerisinde Zeze, kendini nasıl koruması gerektiğini biliyor. İlk başlarda yaramaz ve huysuz bir çocuk gibi görünse de, Zeze aslında derinlere indikçe büyüklerin hayat mücadelesi içinde kendini çocukça korumaya çalışmak dışında bir şey yapmıyor. Kardeşleriyle pek anlaşamayan ama hayal gücü inanılmaz gelişmiş bu çocuğun en yakın arkadaşı bir şeker portakalı.  Her derdini kendi küçük dünyasındaki her soru işaretini Minguinho ismini verdiği şeker portakalıyla paylaşıyor Zeze. Bu şeker portakalı Zeze için öylesine canlı ve gerçek ki siz de okurken kafa karışıklığı yaşayabiliyorsunuz.

Zeze ve şeker portakalı arasında geçen küçük bir diyalog:

-“Ablanı haklı buluyorum.”
– “Herkes her zaman haklı. Bense hiçbir zaman.”
-“Doğru değil. Bana iyi baksan bunu keşfedersin.” (s.34)

Önerilen Yazı
Aşkın sınırlarının ötesine yolculuk: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu-Stefan Zweig

ZEZE İLE BİRLİKTE İÇİNİZDEKİ ÇOCUKLA TANIŞIN

Şeker portakalı ile güzel bir dostluğu olsa da Zeze’nin tam olarak gerçek bir bağ kurması Manuel Valadares (Portuga) ile gerçekleşiyor. Bu ikilinin diyalogları ve oluşturdukları bağ sizleri yavaş yavaş içine çekecek ve sizde bu ikilinin bir üçüncüsü olacaksınız. Ama unutmayın hala 5-6 yaşlarında bir çocuksunuz. Bu dostlukta yavaş yavaş sevgi bağının bir çocuğu nasıl yeşerttiğini görme imkanı buluyorsunuz. Böyle toz pembe anlatsam da kitap basit bir çocuk kitabının çok daha ötesinde… Yani öyle mutlu son beklemeyin. Bir çocuğun nasıl bağ kurduğunu, sevgi kavramının ne denli önemli olduğunu ve gerçek anlamda acıyla ilk olarak nasıl tanıştığını da görme fırsatı buluyorsunuz. Öyle ki yazarın kendi deyimiyle 12 günde yazdığı ama 20 yıl içinde tuttuğu bu kitapta çok duygulanacak ve içinizdeki çocukla tanışma fırsatı bulacaksınız.

şeker-portakalı-konusu

ASIL YOKSULLUK SEVGİSİZLİKTİR

Yazar, kitapta bizlere ayrıca yoksulluk kavramını da sorgulatıyor. Yoksulluk olgusunun sadece maddiyata indirgemenin oldukça ilkel ve basit bir tanım olduğunu düşünüyorum. Zira Şeker Portakalı kitabıyla Jose Mauro de Vasconcelos okuyucuya asıl yoksulluğun içimizde olduğunu tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Şeker Portakalı sadece çocukların okuması gereken bir kitap olduğunu düşünmüyor bilakis yetişkinlerin özellikle ebeveyn olmuş yetişkinlerin elinden düşmemesi gerektiğini savunuyorum. 20. ve 21. yüzyılın en büyük yoksulluğu mutsuzluk ve sevgisizliktir aslında. Brezilya’nın yoksul bir ailesinde geçen bu öykü her birimizin evlerinde yankılanabilecek niteliktedir. Minik Zeze’nin öyküsü aslında her birimize bir şeyler anlatıyor.

Şeker Portakalı kitabından alıntılar:

Zeze: Acılarım kaç gün sürecek Portuga ?

Portuga: En fazla 40 gün.

Zeze: 40 gün sonra geçecek mi?

Portuga: Hayır, alışacaksın.

Annem bana hep şöyle derdi Portuga: “-Kalbini oluşturmak 9 ayımı aldı. Kimsenin 15 dakikada kırmasına izin verme.”

‘Portuga!”

”Hımm…”

”Hep senin yanında olmak isterdim, biliyor musun?”

”Neden?”

”Çünkü dünyanın en iyi insanısın. Senin yanındayken beni kimse azarlamıyor ve günışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu hissediyorum.”

“Evet, öldüreceğim. Çoktan başladım bile. Öldürmek derken öyle Buck Jones’un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi kastetmiyorum. Öyle değil. Kastettiğim onu kalbimde öldürmek. İyiliğini istemekten vazgeçmek.”

“Seni, sahip olduğu en güzel şey olarak gören bir kalbi kırma Zeze.”

“Onu aklımdan çıkaramıyordum. Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.”

Yorum Yap

Yorum Yap